Sigara ve Savunma Sistemi

Uzm. Dr. Pakize Nevin SÜTLAŞ

Bu web sayfasının başka bölümlerinde ayrıntıları ile anlatıldığı gibi, bedenin savunma düzeneği kabaca ikiye ayrılabilir. Birincisi, doğası gereği zaten var olan/doğal, diğeri ise yaşam sürecinde geliştirilen/edinsel. Bu iki sistem, birbirinin tamamlayıcısı olarak çalışır. Sigara içmek, her iki savunma sistemini de etkilemektedir.

İmmün sistemimiz, askeri benzetme temelinde “ savunma sistemi” adıyla anılır.
Vücudun kendini savunmasının askeri sisteme benzer bir yapılanması olduğu doğruysa da, aslında çok temel bazı ayrımlar olduğundan, sınır güvenliği/gümrük benzetmesi daha uygun olabilir.

Doğal savunma düzeneği koruyucu amaçlıdır ve pek özelleşmeden çalışır.
Sınırlar oluşturmak ve geçişi denetimli hale getirmek savunma düzeneğinin ilk aşamasıdır. Cildin varlığı bu türden bir bariyerdir. Ağız ve burun gibi dış ortamla doğrudan bağlantılı açıklıkların iç yüzeylerin yapısı ve tükürük/sümük gibi salgıların niteliği de benzer amaçlı koruma kalkanlarını oluşturur.

Hastalık yaratması olası dış etkenler en sık hava yoluyla insan bedenine ulaşır.
Doğal engeller olmasa, her nefes alışımızda, havada bulunan gözle göremeyeceğimiz kadar minik parçacıklar ciğerlerimize kadar kolayca ulaşırdı. Oysa, burnumuzdan başlayıp soluk yolları aracılığıyla akciğerlerin derinindeki hava keseciklerine kadar ulaşan, solunum sistemimiz birçok bariyere sahiptir.

Hava yolunun en önemli mekanik bariyeri soluk borusudur.
Soluk borusunun iç yüzeyi “silia” adı verilen incecik tüylerle, bütünüyle örtülüdür. Çok uzun tüylü, ipekten bir halı yolluğu, boylamasına dürüp, rulo haline getirdiğinizi düşünün. Şimdi dik duran bu boru şeklindeki yolluğun tepesinden aşağı bir avuç kırıntı boşalttığınızı varsayın. Kırıntıların bazıları tüylere takılıp aşağı düşemeyecektir. Borunun içindeki tüyler ne kadar sık ve ne kadar uzunsa o kadar çok kırıntının düşmesi engellenecektir. Bu tüylerin yapışkan bir sıvı ile sıvanmış olduğunu da düşünün ki aslı öyledir. Bu durumda hemen hiçbir kırıntının dibi boylayamayacağı açıktır. Üstelik de bu tüylerin sabit durmadığını, devamlı olarak aşağıdan yukarıya doğru ritmik olarak salınmakta olduğunu da varsayın. Bu devamlı hareket sayesinde, tüylere takılan kırıntıların yukarıya doğru nasıl süpürüldüğünü de anlayabiliriz. Böylece, nerdeyse hiçbir kırıntı aşağı düşemeyecek, gerisin geri, dışarı püskürtülecek demektir.

Silia sistemi, sınırlara döşenen dikenli teller gibi, istenmeyeni dışarıda tutmaya yarar.
İçimize çektiğimiz sıcak ve yakıcı duman, hava yollarının içini döşeyen tüylerin (siliaların) uçlarından itibaren yakarak körelmesine neden olur. Bir tek sigaranın içimi süresince, soluk borusunun içinden kaç kez yakıcı duman geçtiğini düşünün. Sonra, bu yakıcı geçişin gün içinde kaç kere tekrarlandığını, bir yılda kaç milyar kere tekrarlandığını hesaplamaya çalışın. Bu ipek halının tüylerinin yana yana ne hal aldığını varsayabilirsiniz. Sonunda, sigara içicisinin soluk yolları, ipek gibi tüylerini yitire yitire, kuruyup çatlamış bir deri parçacığına dönüşür. Bu güdükleşmiş döşemeden geçen havanın içerdiği her şey, akciğerlerin en derinindeki hava keselerine kadar, kolaylıkla erişir.

Akciğerlerin hava kesecikleri de savunma sisteminin aktif neferleridir.
“Alveol” adındaki akciğer hava keseciklerinde, görevleri bir anlamda çöpçülük olan kan hücreleri, makrofajlar bulunur. Makrofajlar yol boyu engellenemediğinden buraya kadar ulaşabilmiş her türden istenmeyen ziyaretçiyi fark eder etmez, gövdeleri ile çevreleyerek içlerine alabilecek kadar büyük hücrelerdir. Makrofajlar, yuttukları bu zararlıları içlerinde iken parçalara ayırarak yok ederler. Sigara, akciğerlerin bu doğal savunma düzeneğine çok zarar verdiği için, sigara içenlerde zatürree gibi akciğer enfeksiyonları sık oluşur ve iyileşmesi de güçleşir.

İstenmeyen ziyaretçiler arttıkça, alveoldeki makrofajların sayısı da artar.
Aşırı uyarıldığı için miktarı devamlı artan makrofajların ürettiği sindirim enzimleri ve “Elastaz” adı verilen bir hücre içi salgısı, akciğer hücrelerini ve bağ dokusunu zedelemeye başlar. Bu hasar “müzmin bronşit” ve “amfizem” gibi akciğer hastalıklarını oluşturur. Sigara içenlerde, hücre içine alınan bu zararlıları öldürmeye hedefli “myeloperoksidaz” ve “oksijen radikalleri” denilen aracı maddeler da artar. Aslen hücre içi temizlik amaçlı bu maddelerin artışı da süregen hale gelirse, hücrelerin kendisi için yıkım anlamına gelir.

Başlangıçta uyaran artıkça sayıları artan makrofajların, zamanla yakalama ve parçalayıp öldürme yetenekleri bozulmaya başlar.
Aşırı çalışmak zorunda kalan makrofajlar, bir anlamda müzmin yorgunluğa uğrarlar. O nedenle de bir sigara kullanıcısı, basit bir nezle ya da ağır bir zatürre olsun, solunum yollarını tutan herhangi bir hastalığa yakalandığında iyileşmesi, içmeyenlere göre daha zor olur. Dahası, bir enfeksiyon ajanı ile karşılaşıldığında savunma hücrelerini göreve çağıran öncü kimyasallar olan “proinflamatuar sitokinler” daha az ve yetersiz düzeyde üretilebilmektedir. Oysa bu sitokinler yerel savunma için çok stratejiktir.

Sigara içilmesi ile birçok farklı kanserin alakalı olduğu kanıtlanmıştır.
Doğal katil (NK) adıyla bilinen, katilliği bize karşı değil, bize zarar veren hücreler için olanyani bedenimize zararlı şeyleri yok etmekte ustalaşmış olan başka türden ak kan savunma hücreleri, tümörlerin büyümesi ile ilişkilidir. Bazı tip kanseri olan sigara içicilerinde, içmeyenlere oranla NK etkisinin azaldığı anlaşılmıştır. Sigara dumanına maruz bırakılan deney farelerinde akciğer tümörlerinin geliştiği gösterilmiştir. Sigara içmenin kanser oluşması ve tümörlerin büyümesindeki etkisi, benzer başka bilimsel araştırmalarla da kanıtlanmıştır.

İkinci tip savunma sistemi “Edinilmiş savunma sistemi” yada “Uyarlanmış immunite” dir.
İkinci tip savunma düzeneğinin temelini, T ve B tipi akkan hücreleri (lenfositler) oluşturur. Bu hücreler, zararlı canlılar ya da aşılarla ilk karşılaştıklarında, onların “antijen” denilen bazı bölümleri ile uyarılarak, özel bir savunma düzeneği (antikor) oluştururlar. Daha sonra tekrar karşılaştıklarında da kolayca tanıyarak savunma düzeneğini alarma geçirirler. Sigara içenlerin, lenfositlerinin sayısının artmış (lökositoz) olduğu halde, etkinliklerinin azaldığı gösterilmiştir. Bu nedenle sigara içenlerin, ateşli hastalıkları ile (enfeksiyon) başa çıkma stratejisinde zaaf oluşmaktadır.

Uzun süredir sigara içenlerin kanlarında daha az antikor bulunduğu anlaşılmıştır.
Mikrop vb kökenli, birçok farklı antijene karşı, edinilmiş savunma sistemi ile oluşturulan "antikor" yanıtı, süregen sigara kullanıcılarında azalmıştır. İnsanın kan dolaşımındaki "immunglobulin"lerin miktarı, bu türden immün yanıtın ölçülebilir göstergeleridir. Örneğin, grip salgını sırasında gelişen ölümlerin sigara içenlerde daha çok olduğu saptanınca, bu durumun, grip mikrobu olan "influenza" antijenine karşı geliştirilen antikorların, sigara içicilerinde daha az olması ile bağlantılı olduğu gösterilmiştir.

Zararlıların tanınıp durdurulmasında, antikor üretimi çok önemli bir mekanizmadır.
Antikor yapımı savunma sistemimiz için şimdi olduğu kadar sonrası için de gerekli bir düzenektir. Antikor yapımından asıl sorumlu olan B hücrelerine yardım eden T hücrelerinin de, zararlılar ile karşılaştığında harekete geçmesi, sigara kullanıcılarında daha yetersiz olmaktadır.

Otoimmun hastalıklara sigara içenlerde daha sık rastlanmaktadır.
Sigara içenlerde mikroplara karşı özel antikor üretimi azalmış olduğu halde, “oto antikor” denilen, bedenin bazı kendi hücrelerine karşı antikor yapımı artmıştır. Bu yüzden de “RA; Romatoid artrit” ve “MS; Multıpl Skleroz” gibi bazı oto immun yani akkan hücrelerinin kendi beden hücrelerine saldırdığı için oluşan hastalıklar, sigara içenlerde daha sıktır. Yani kronik sigara kullanımı bu çeşit öz yıkımın da nedenidir.

Pasif içicilik durumunda da savunma sistemi etkilenmektedir.
Pasif olarak duman solumak, allerji sistemini ve makrofaj işleyişini etkilemektedir. Bunun dışında da immun sisteme ait birçok işlev, “dolaylı olarak sigara içenlerde” de bozulmaktadır. Bizzat sigara içmediği halde birçok kişi tıpkı içenler kadar zarar görmektedir. En çok mağdur olanlar daha uzun süreli etkilenme yüzünden eşler ve çocuklardır. “Ben çocuğumun yanında hiç içmem, balkonda içerim ya da camdan dışarı üflerim” diyenlerin bebeklerinin idrarında nikotin parçacıklarının (metabolitlerinin) bulunduğu görülmüştür. Anne babası yüzünden, üç yaşından önce sigara dumanına maruz kalan çocukların solunum sistemleri önemli ölçüde hasarlanmaktadır. Bu çocukların ileriki yaşlarında bir çok hastalığa yatkınlıkları artmaktadır.

Sigara dumanında 4500 cins kimyasal madde bulunur.
Sigara, bazıları doğrudan zehir ya da kanser nedeni ( kansorejen) olan birçok madde içerir. Örneğin, zehirli bir aldehit olan “acrolein” aslen yaralara tıkaç oluşturmakla görevli kan hücreleri olan nötrotofillerin işlevlerini bozar ve ayrıca akciğerlerin enfeksiyona direncini azaltır. Bir başka kimyasal madde, “benzo[a]pyrene” devamlı alındığında, miktarla bağlantılı olarak lenf dokusunun küçülmesine neden olur ki lenfler savunma sisteminin olmazsa olmazıdır. Ayrıca, “Benzo[a]pyren”e maruz kalan annelerin çocuklarında T hücreleri ve savunma yanıtları iyi gelişememektedir. Sigara katranında bol miktarda bulunan, Benzen’in ana parçalanma ürünü olan “Hydroquinone”de, T hücre üretimi yapan lenfobastları durduran bir başka zehirdir. Bu liste böyle uzar gider…

Sigaranın meşhur kimyasalı olan “nikotin” savunma sistemi birçok yönden etkiler.
Sigara içimini, yapısal özellikleri yüzünden ikiye ayırmak mümkündür: Buhar ve parçacık aşaması. Bu bölümlerin her biri binlerce farklı kimyasal içerir. Sigara içiminin parçacık fazındaki bazı kimyasallar savunma sistemini baskılarlar. Nikotin, parçacık fazının etkin elemanıdır. Deney hayvanlarına devamlı nikotin verildiğinde, bir kaç hafta sonra, antikor yapımı baskılanmakta ve T hücre gelişimi durmaktadır. Benzer başka incelemelerden de anlaşılmıştır ki “Nikotin” immun sistemi, uzunca bir süreliğine baskılamaktadır.

Nikotin savunma sistemini beyin aracılığıyla da etkiler.
Nikotin savunma sistemini lökositler üzerinden doğrudan etkilediği gibi sinir sistemi aracılığıyla da etkiler. Savunma (immun) sistemi ile hormonal (nöroendokrin) sistemin karşılıklı iletişimi giderek daha iyi anlaşılmaktadır. Beyin, savunma sistemini iki farklı yoldan yönetmektedir. Beynin en derindeki antik bölümünden başlayıp, böbreklere dek uzanan ve hayatta kalmak için, temel organların işleyişini düzenleyen ve stres karşısında ani ve uzun süreli tepkilerin oluşumunu da sağlayan bir yapılanma olan “Hipotalamo-hipofizo-adrenal (HPA) aks” için “kortizon” üretmek, birinci yoldur. Nikotin, bu yapının beyin bölümünde de, beden bölümünde de, aktif olarak immuniteyi baskılayabilmektedir.

Nikotin, HPA sisteminden ayrı olarak da otonom sinir sistemini baskılayabilmektedir.
“Otonom sinir sistemi” bütün organların işleyişinden sorumlu olan ve beyinden kısmen bağımsız olarak çalışan sinir sistemidir. Bu sinir sistemi, organ düzeyinde birbirinin karşıtı etkinlik oluşturmak üzere “Sempatik” ve “parasempatik” olarak ikiye ayrılır. Örneğin bu kapsamda kalbi hızlandırır yada yavaşlatır, ağzımızı sulandırır yada kurutur, idrar kesesini doldurur ya da boşaltır.

Nikotinin otonom sinir sistemi üzerinde etkisi de belirgindir.
Ayrıca Nikotin reseptörleri (algılayıcıları) bronşlar, mesane, barsaklar gibi birçok organda bulunur. Böylece nikotin, “merkezi” ve de “otonom” sinir sisteminin komutasını etkileyerek olduğu gibi, doğrudan da organların çalışmasını etkileyebilmektedir. Sigaranın mesane kanserinin de nedeni oluşu bu reseptörleri doğrudan uyarması ile bağlantılıdır.

Enflamasyon (iltihap/yangı) iki ucu keskin bir bıçaktır.
Zararlıları durdurmak ve hasarlanan dokuların iyileşmesini sağlamak açısından, uygun dozda gelişen iltihap (enflamasyon), savunma sisteminin olmazsa olmazıdır. Sigara içicilerinde, İltihaplı bazı hastalıkların daha az geliştiği görülmektedir. Aynı kapsamda yaralandıklarında ve ameliyat olduklarında da, sigara içmeyenlere göre yaraları daha geç ve daha güç iyileşmektedir. Ateş, enflamasyon ve enfeksiyonun belirtecidir. Sigara kullanıcıları daha az ateşlenmekte, ateşleri çıktığında da sigara kullanmayanlara kıyasla daha az yükselmektedir.

Aşırı boyuta erişmiş enflamasyon yaşamı sonlandırabilecek kadar kötü bir durumdur.
Sigaranın enflamasyonu azaltıcı etkisi nedeniyle, aşırı enflamasyonla seyreden bazı hastalıklarda yararlı olabileceği düşünülebilir. Ancak sigara her zaman enflamasyonu azaltmamakta bazen de tersine arttırmaktadır. Örneğini sadace barsak hastalıkları açısından bakarsak, sigara içenlerde “ülseratif kolit” daha az görülmekteyken “Crohn hastalığı” 3-5 kat daha sıktır. Enflamasyonla seyreden bu iki barsak hastalığı örneğinde olduğu gibi, sigaranın enflamasyon üzerinde iki uçlu etkisi vardır. Dahası, birçok enflamatuar hastalık için sigara kesinlikle zararlıdır. Tüberküloz bunların başında gelir.

Sigara, savunma sisteminin belleğe dayalı işleyişi de etkilenir.
Karşılaşılan zararlılarla savaşmanın bir bölümünü, sonraki olası karşılaşmalar için, bunları belleğe kaydetmek oluşturur. Savunma sistemin doğal bir parçası olan bu bellek uzun süre nikotine maruz kalanlarda, kusurlu olarak oluşmaktadır. Bu da sık hastalanmanın bir diğer nedenidir.

Sigara, kalp damar hastalıkları için bir tetikçi olarak çalışır.
Damar sertliği diye bilinen, yaşla birlikte sıklığı artan ve ölüme de sebebiyet verebilen “Ateroskleroz”, damar duvarlarının sık görülen hastalığıdır. İnme benzeri birçok sorunun zeminini oluşturan beyin damar hastalıklarının ve kalp krizinin en temel nedeni aterosklerozdur. Nedeni bilinmeyen damar iç duvarındaki zedelenmelerin oluştuğu bölgelerde gelişen arteriyoskleroz da, aslen bir çeşit enflamasyon olmasına rağmen, sigara kullanımı ile artmaktadır.

Nikotinin en önemli özelliği bağımlılık yapmasıdır.
Nikotin sigara bağımlılığının en önemli nedenidir. Beynin haz/ödül bölgelerinde bulunan nikotin reseptörlerine (algılayıcı bölge) bağlanarak etkisini gösterir. Bu bölge (Amigdale) ve salgılanan kimyasal (Dopamin) kişinin kendisini daha iyi hissetmesini sağlar. Bu nedenle beyin böyle uyarılar aldığında, bu uyarının devamlı olmasını ister. Bu keyif bölgesi (ve hormonları) yiyecekler, seks ve zevk veren bazı başka maddeler tarafından uyarılabilme kapasitesindedir. Amigdal, bu uyaranların hangisi tarafından uyarıldığına aldırmaz, sonucu değerlendirir. Sigara kullanmaya başlayanların kısa sürede bağımlı hale gelmesinin nedeni, beynin nikotin tarafından böyle aldatılıyor olmasıdır. İnanması zordur ama beyin kolay kandırılabilen bir organdır. Başka bir yazıda değinildiği gibi beyin sigaradan en çok zarar gören organlardan biridir. Ancak sigaranın içerdiği bazı kimyasal tarafından kolayca kandırılır. Bu aldatmacanın en basit örneği, sigara kullananların iştahsızlığıdır. Beyin sigarayı yemek sanarak doyma duygusuna erişmektedir. Sigara bırakıldığında kilo alınmasının nedeni de benzer şeklide beynin sigara içtiği sıklıkta yemek istemeye başlamasıdır. Özetle sigara ile yemek karışmıştır. Sigara tiryakilerinin yani bağımlılarının “Sigarayı çok seviyorum” söyleminin altında yatan da beyin aldanmasıdır. Yoksa, aklı başında milyonlarca insan, ne diye katiline aşık olsun.

Sonuç olarak sigara, felç, kalp krizi, kanser, akciğer hastalıkları gibi çok önemli birçok hastalığa neden olduğu, var olan birçok hastalığı kötüleştirdiği ya da iyileşmesini engellediği, sakatlıklara ve hatta ölüme neden olduğu bilindiği halde, bütün dünyada yaygın olarak kullanılan bir maddedir.

Bedene tepeden tırnağa zarar veren sigara, bedeni her türlü zarardan korumaya yönelik olarak çalışan immün sistemi de bozar. Bu olumsuz etkiler o kadar çoktur ki bu metin kapsamında ancak bazılarına değinilebilmiştir.

Sigaranın yarattığı devasa sorunlar giderilebilir, gereksiz kayıplar ve ölümler engellenebilir. Sorun çok büyük ve çok yaygın olduğundan, çözüm için uğraşmak sigara içen/içmeyen, herkesin görevidir.